Kafasında deli fikirler olan arkadaşım merhaba!

Etrafında seni cesaretlendiren ve gözünü korkutmaya çalışan onlarca insan var değil mi? İçin içine sığmıyor ve heyecanını birileri ile paylaşmak istiyorsun. Öncelikle şundan bahsetmeliyim; yıllar geçse de o içinin içine sığmama durumu değişmeyecek. Yani bende henüz değişmedi, umarım sizde de değişmez. Ancak bende değişen birçok şey oldu. Bu yazıda asıl olarak bende geçen yıllar içerisinde nelerin değiştiğinden bahsetmek istiyorum. Yani o tipik “şimdiki aklım olsa” durumu. Size faydası olur mu bilemem ama ben, şimdi her şeye tekrar başlamak zorunda kalsam, bu yazıyı bir kılavuz olarak uygularım.

Şirket Kurmak İçin Acele Etmeyin

Ben ettim siz etmeyin 🙂 Şirket kurmak önemlidir. Size motivasyon katar,  yaptığınız işi ciddileştirir, ……. , evet o araya bir miktar daha sebep yazılabilir. Ancak tek bir ön koşul henüz olgunlaşmamışsa şirket kurmak gereksizdir. Bir şirketinizin olması sizin aynı zamanda bir fatura koçanına ve kaşeye sahip olmanız anlamına gelir. Bu iki materyal de ancak bir müşteriye sahip iseniz bir anlam taşır. Yani fatura keseceğiniz müşterileriniz henüz yoksa ve aklınızdaki fikri satılabilir hale getirmek için önünüzde henüz bir sene varsa 364 gün kadar bekleyip en son gün şirketi kurmanızı tavsiye ederim. Malum şirket kurmak bir günlük iş ama şirket masrafları her ay kendini tekrarlayacak. Hadi kabaca bir hesap yapalım. Ben şirketi öğrencisi olduğum üniversitenin Teknoparkında kurduğum için sembolik bir kira ödüyordum. Sizin de böyle bir imkanınız olduğun varsayalım. Kendinize maaş da almazsınız siz şimdi ama devlet siz maaş alıyormuşsunuz gibi her ay Bağ-Kur ücretini tahsil edecek sizden; gitti mi 568 lira 80 kuruş. Muhasebeciniz olacak birde, o da her ay 200 liranızı alsın diye yazalım biz deftere. Elektrik, su,internet ve sembolik kiranız dahil hepsine de bir 200 lira yazdıkmı bizim defter kabarmaya başlar.  Kısacası şirketinizi kurduğunuz günden itibaren her ay 1000 liranız gidecekse her ay en az 1000 liralık bir fatura kesemeyecekseniz acele etmeyin.

Ortaklarınızı Doğru Seçin

Birçok girişimci bu yola tek başına çıkmıyor. Bunun çeşitli sebepleri olabiliyor; fikri birden fazla kişinin geliştirmiş olması, riski tek başına almak istememek, tek başına ofiste sıkılmamak, projeyi gerçekleştirmek için birden fazla insana ihtiyaç duymak, ….. , evet bunu da uzattıkça uzatabiliriz ancak biz sebeplerle değil sonuçlarla ilgileneceğiz. Kendi başımdan geçen ve etrafımda gördüklerim üzerinden deneyimleri derleyecek olursak bu konuda kısaca şunları söyleyebilirim. Ortaklarınızı arkadaşlarınızdan seçmeyin; iyi arkadaş iyi ortak anlamına gelmiyor. Evet evet yediğiniz içtiğiniz ayrı gitmiyor ama ortak olmanız için yediğinizin içtiğinizin ayrı gitmesi gerekiyor. Gelelim bir diğer konuya, mesela benim gibi yapmayın; yazılım şirketi dahi kursanız 4 bilgisayar mühendisi iyi bir ortaklık yapısı değil. Mesela 1 bilgisayarcı bir elektronikçi ve bir pazarlamacı daha iyi bir ekip olabilir. (bakın hala ortaklık diyemiyorum, eğer bütçeniz varsa bu insanları işe alın) Pazarlama birimi şirketin bel kemiği olacak, yani biz dünyaları yaratan kodları yazıyoruz ama onları satamıyorsak aç kalıyoruz haberiniz olsun. Ayrıca pazarlama işi ağzı iyi laf yapan okul arkadaşınızın yapabileceği bir iş değil bilin isterim. Mümkünse işi bu olan, profesyonel birini bulun. Son olarak da kesinlikle eşit ortaklıklar kurmayın; şirketin bir patronu olmalı, üniversite topluluğu kurmuyoruz burada.

Para Ödemekte Çekinenlerle Çalışmayın

Ben çok kazık yedim, siz yemeyin. Bir müşteriniz başlangıç peşinatı ödemiyorsa, muhakkak sonra da ödemiyor; tecrübeyle sabit. Biliyorum, açlıktan kıvrandığımız dönemlerde peşinat almadan yapmam demek biraz lüks geliyor ancak bir müşteriniz işe başlamadan önce para ödemiyorsa, işin sonuna geldiğinizde kusura bakma param yok diyip, el sallayıp gidebiliyor. Bu kişi akrabanız, çok güvendiğiniz birinin arkadaşı, çok zengin bir iş insanı da olsa fark etmiyor. Para almadan çalışmayın, sözleşme yapsanız bile…

Ar-Ge projelerini bugün yapıp yarın kazanmıyoruz

Kazananı elbet vardır. Ancak gördüğüm bir gerçek var ki, Ar-Ge projeleri en uzun koşusu hayatınızın ve projenin teknik kısımlarını bitirmeniz henüz sadece ilk 100 metresi. Elbette önemlidir ilk 100 metrede başarıyla göğüslemek ipi, ancak bu uzun yürüyüşte yazılımsal, elektronik kısımları hallettiniz diye hemen satış yapacağınız varsayımı ile planlar yapmasanız daha iyi olur bence. Size kaynak vermek isterdim ancak Teknopark’taki bir seminerde verilen bilgilerdi, o nedenle yalansa da vallahi ben onların yalancısıyım. Türkiye’de tekno-girişimlerin %93’ü ilk bir yılda batıyormuş. Yani bir yıllık çabanız %7’lik ayrıcalıklı dilimin içerisine girmek için olacak. Size bir güzel haberim daha var; %6’sı da diğer 4 yıl içerisinde batıyor. Yani 5. yılın sonuna sadece %1’lik mucizeyi yaratanlar ayakta kalacaklar.  Geri kalan %99’a ne mi oluyor? Tarih kaybedenleri sadece bir istatistik olarak yazıyor maalesef. Muhtemelen 99’luk parçanın önemli bir kısmı pes edip, başka şirketlerdeki masa başı işlerine dönüyorlar. Siz siz olun %1 için çaba gösterin; yenilseniz bile, tekrar ayağa kalkarak.

Benim geçtiğimiz yıllar içerisinde öğrendiğim temel konular bunlar. Eminim benim de, sizin de önümüzde öğreneceğimiz upuzun bir ömür var. Paylaşmak ya da sormak istediklerinizi yorum olarak yazabilirsiniz. Başarı yanınızdan hiç eksik olmasın…